Comandante's profile๑۩۩๑ ~ DiNaMiT~ ๑۩۩๑PhotosBlogListsMore Tools Help

Comandante ...

Occupation
Interests
HüRrİyEt Ne PuLLA Ne PaRaYlAdIr TaHsİl yIlDıZlArI OkUmAyLaDıR GüCüNe gÜvEnEn yAşAr dAğLaRdA HaYaT Ne yAzIyLa nE TuRaYlAdIr.....
Photo 1 of 23

๑۩۩๑ ~ DiNaMiT~ ๑۩۩๑

OnE WaY

_|DEVRİM|_

Kağıt bir gemidir devrim bütün gemiler hurdaya çıksa da sonunda taşıdığı özgürlük şiiriyle batmadan yüzer nicedir dünya sularında Kim bilir kaç yunus görmüş kaç DENİZ GEZMİŞ...


April 29

1 MaYıS

                                                                      Bu Site Devrimci Siteler Üyesidir
                                                                          
 Devrimci Siteler i ziyaret et
   ...:::Froum sitemizdir Herkezi Bekleriz:::...

    
www.dinamit.cafesi.com





                                                 


      1 Mayıs, işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak, 1886 tarihinde Amerikan işçilerinin Şikago kentinde sekiz saatlik iş-günü için başlattıkları genel greve burjuvazinin saldırısıyla başlayan ve dört işçi liderinin idam edilmeleriyle sonuçlanan bir tarihe sahiptir. Marksizm-Leninizmin büyük ustalarından F. Engels'in deyişiyle, 1 Mayıs'ın tarihi, burjuvazinin, “henüz olgunlaşmamış olan bu emek ayaklanmalarını kaba kuvvet ve kaba bir sınıf adaleti ile bastırma çabası”nın tarihidir. Geçen yüzyıl içinde, burjuvazinin işçi sınıfına karşı saldırısı ve katliamları durmaksızın sürmüş ve dünyanın pekçok ülkesinde işçi sınıfı bu saldırı ve katliamlara karşı mücadele etmiştir. Bu mücadelede, işçi sınıfı, her zaman kendi sınıfının dayanışmasıyla, birliği ile yer almaya çalışmıştır.
      İşte, 1 Mayıs, işçi sınıfının, burjuvaziye karşı, kapitalizme karşı mücadelesinin, birlik ve dayanışmasının bir simgesidir.
      1 Mayıs, işçi sınıfının her simgesi gibi, çekiç-orak gibi, sıkılı bir yumruk gibi, kızıl yıldız gibi, her zaman burjuvazinin en şiddetli saldırısına maruz kalmıştır. 1 Mayıs günlerinde yaşanılan olaylar, burjuvazinin işçi sınıfının bu simgesine saldırarak, onun ana gücünü, sınıf gücünü sindirme çabalarının ürünüdür. Burjuvazi, siyasal zoru ile işçi sınıfını sindirme çabalarının yanında, onun sınıf bilincini bulanıklaştırmak, çarpıtmak amacıyla ideolojik saldırılarını da sürdürmüştür. İşçi sınıfı, her zaman ve her yerde, burjuvazinin bu ideolojik ve politik saldırılarına karşı durmak ve kendi mücadelesini sürdürmek durumundadır. Bunun için, işçi sınıfının siyasal olarak örgütlenmesinden ve Marksist-Leninist ideolojiyi savunmaktan başka bir silahı yoktur.
      Burjuvazinin 1 Mayıs'ı saptırma çabaları, hemen her zaman işçi sınıfının kendi sınıf gücünün bilincine varmasını ve kullanmasını engellemeyi amaçlamıştır. Bu amaçla, 1 Mayıs'ların birer “festival” havasına sokarak yozlaştırmaktan, onun içeriğini boşaltarak bir “tatil günü” haline getirmeye kadar her yolu denemektedir. Bundan öte, 1 Mayıs'ı, her yıl aynı biçimde yinelenen bir gün haline getirerek, “alışılmış” bir gün gibi anlaşılmasını sağlamaya çalışmaktadır.
      Burjuvazinin bu çabalarının en büyük destekçileri, kendilerini işçi sınıfının temsilcisi gibi sunan sosyal-demokratlar ve sol oportünistler olmaktadır. Onlar, gerek 1 Mayıs'ları “festival” havasına sokulmasında, gerek içeriğinin boşaltılmasında önemli işlevler yerine getirmektedirler. İşçi sınıfı, onların gerçek yüzlerini açığa çıkarmalı ve onları tecrit etmelidir.
      Tüm bunlar, işçi sınıfının yüzyıldır karşı karşıya kaldığı sorunlardır. Bu sorunların üstesinden gelmek, işçi sınıfının birlik ve dayanışmasıyla olanaklıdır.
      1990'ların dünyasında SSCB'nin dağıtılmışlığı koşullarında burjuvazi, özellikle de emperyalist burjuvazi bayram etmektedir. “Globalizm”, “yeni dünya düzeni” propagandalarıyla, işçi sınıfına karşı elde ettikleri geçici zaferlerini kutsamaktadırlar. Her yerde, Marksizm-Leninizmin “öldüğünü” ilan ederek, işçi sınıfını en temel silahından yoksun bırakmaya çalışmaktadır. Ama bu propagandaların da sonu gelmiştir. Emperyalist-kapitalizmin ekonomik buhranının giderek derinleştiği bir döneme girilmektedir. Milyonlarca işçi işlerinden çıkartılmakta, işsizlerin sayısı hızla artmaktadır. Emperyalist sömürünün çarkları işlemekte, emperyalizme bağımlı uluslar ve ülkeler, Endonezya'da olduğu gibi, bir gecede yoksullaşabilmektedir. İşçi sınıfının onlarca yıllık mücadelesi ile kazandığı ekonomik ve sosyal haklar elinden alınmaya çalışılmaktadır. Bugün emperyalist metropollerde işçi sınıfının kazanılmış haklarının pekçoğu sınırlandırılmaktadır. Ve burjuvazi, tüm bunları yaklaşan ekonomik buhran koşullarını hesaba katarak yürütmektedir. Tüm bu süreçte, burjuvazi, özellikle emperyalist burjuvazi, geçmiş dönemlerle kıyaslanamayacak kadar rahat ve pervasızdır. Onun bu rahatlığının ve pervasızlığının tek nedeni, işçi sınıfının kendi ideolojisinden, Marksizm-Leninizmden kopartıldığını düşünmesidir.
      Böylesine bir ortamda emperyalizmin soldaki uzantıları olan oportünistler, Marksist-Leninist teoriyi gözden düşürmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ülkemiz somutunda olduğu gibi, her türden legalist ve reformist sol örgüt, her türlü ilke ve kuralı bir yana bırakarak işçi sınıfının bilincini çarpıtmaya çalışmaktadır. Ve 1 Mayıs günü meydanlara çıkarak işçi sınıfının temsilcisi olduğunu göstermeye çalışmaktadırlar. Onlar, dünyada ve ülkemizde, bir devrim sorunu olduğunu, devrimin kaçınılmaz olduğunu görmezlikten gelmektedirler. Onlar, işçi sınıfının gerçek ve kalıcı kurtuluşunun devrimde olduğunu gizlemeye ve devrim mücadelesini karalamaya çalışmaktadırlar. Bunu yaparken, etraflarına topladıkları kitlenin sayısını bir “güç gösterisi” gibi kullanmaktadırlar. Meydanlarda binlerce kişilik kitleye sahip olduklarını göstererek, kendilerinin ne denli güçlü ve etkili olduğu imajını yaratmaktadırlar. Böylece işçi sınıfı saflarındaki küçük-burjuva duygu ve eğilimlerini güçlendirmeye çalışmaktadırlar. İşçi sınıfını, küçük-burjuvazinin dünya görüşüne çekmek, onların tek amacı durumundadır. Bundan etkilenen kimi sol örgütler, bu oportünistleri teşhir ve tecrit etmek yerine, onların yöntemlerini kullanarak meydanlara çıkmaktadırlar. Ve bunu yaparak, işçi sınıfı saflarında yaygınlaştırılmaya çalışılan küçük-burjuva dünya görüşünü güçlendirmektedirler. Her 1 Mayıs'ta görülen bu oportünist çabaların görüntüleridir. Artık bu ve benzeri yozlaştırma ve saptırma çabalarına son vermenin zamanı gelmiştir.
      1 Mayıs, işçi sınıfının ideolojisine karşı her türden saptırmanın teşhir edildiği bir gün olmalıdır.
      1 Mayıs, işçi sınıfının küçük-burjuva dünya görüşüne hapsedilmesine karşı bir mücadele günü olmalıdır.
      1 Mayıs, işçi sınıfının, sınıfların ortadan kaldırıldığı, sömürünün, insanın insana kulluğunun yokedildiği, insanlığın kalıcı kurtuluşuna doğru ilerleyen tarihsel hareketinin bir günü olmalıdır.
      1 Mayıs, birey olarak değil, sınıf olarak, işçi sınıfının sosyalizme doğru giden zafer yürüyüşünde, kızıl bayrakların dalgalandığı bir gün olacaktır.
      Ve tüm bunlar, sadece ve sadece, işçi sınıfının politik eylemi ve örgütlenmesiyle; bu eylem ve örgütlenmedeki birlik ve dayanışmasıyla olanaklıdır. İşçi sınıfı saflarındaki sosyal-demokrat ve oportünist etkilerin ortadan kaldırılmasıyla bu politik örgütlenme ve eylem, zaferi sağlayacaktır. Ve ancak o zaman, 1 Mayıs, gerçek anlamda işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak burjuvazinin sonunu ilan edecektir. 
      
      YAŞASIN 1 MAYIS! 
     YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ! 
     KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!
March 26

Ben Hep 17 Yaşındayım....

                                 

                                    


                    
                                               BEN HEP 17 YAŞINDAYIM 

                                           

           
           büyüde baban sana büyüde büyü
           büyüyüpte on yedine 
           geldiğinde baban sana
           İDAMLAR alacak...



ERDAL EREN'İN SON MEKTUBU

Sevgili annem, babam ve kardeşlerim;
Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemiz .de olmadı.- "Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayabilecek şekilde konuşmadık. (Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı .dilerim.) Bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şeyler var. Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam, halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir, ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı Elbette ki hayatta olmayı .ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir.
Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi, Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizin de bildiğiniz gibi, . kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler

Cezaevinde yapılan (Neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki,, bu günlerde yaşamak bir işkence hâline geldi, işte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bîr kurtuluş haline, geldi. Böyle bir durumda insanın intihar, ederek yaşamına son vermesi içten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kutlanarak ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım ya da meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar, başımdan geçenler, kinimi binlerce kez artırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka bir amacım yoktur.

Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.

Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir tarafa bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek ama yok olmayacaklar.Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar. Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymişim gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz. :
Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.
Devrimci Selamlar. Oğlunuz ERDAL


                           
Ben Hep 17 Yasındayım

Her ayak Sesinde Uyanır

Demir Kapının Her AçıLısında

Gögsümün Kafesine Sıgmaz Yüreğim

Her TürLusünü Tattım

AcıLarın AyrılıkLarın

Herseye Biraz ALıştım

Bir Seni BekLerken Kendimi Yenemedim....

Erdal Eren'e . . .

March 21

THKO DaVaSı SaVuNmAsI....



   Denizlerin THKO Davası Savunması'ndan:

        


Türkiye'nin bağımsızlığından
başka bir şey istemedim.
Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz.
Ve ben 24 yaşındayken kendimi
Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.

Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik.

Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı'nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı'nı yapmak için Samsun'a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul'da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.

1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi. Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960'da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs'ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü'yü düşürdü, Demirel'i iktidara getirdi.

Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz

Öğrenci hareketlerine gelince, Türkiye'de öğrenci olayları 50-60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamit'in Tıbbiye talebelerini Sarayburnu'ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye'de devam edegelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizme hayır diyen gençler ilerici gençlerdi. Ve 28 Nisan 1960 tarihinde özgürlük savaşı veren gençlerdir. Amerikan emperyalizmi tarafından İnönü hükümetten düşürüldüğünde protesto gösterisi yapan gençler ilerici gençlerdir. Anayasa'ya Bağlılık Mitingi'ni de bizler yaptık. O günün mitinginde iktidarın kiralık adamlarından ve polisinden dayak yiyen de gene bizlerdik.

1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkar edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu'na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı. 20'ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane haline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa'yı paravan yapanlar "önceden Atatürkçü geçinirken O'nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı." suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez.

Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun İstiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.

Anayasa'yı en fazla savunan bizleriz

İddianame'de bizim Anayasa'yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa'yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa'yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa'nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa'yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir.

İdddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı'na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır.

Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız

Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil sizlersiniz. Çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye'ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız. Ve Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız. Ta ki 38 yurtsever subay ses çıkarana kadar ve onları devirene kadar. Ve bugün aynı savcılar bu şahıslar hakkında da idam kararı istemektedir. Süleyman Demirel'in Anayasa'yı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika'ya satmasına ses çıkarılmadı.

Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik 
       
          


Bizim düşmanımız
Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir

Dediğim gibi Türkiye'yi bu hale getiren eski yöneticilerin bütün suçları bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir.

Türkiye'nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. 12 Mart Muhtırası muvaffak olmasaydı bizi itham eden makam onları da aynı şekilde itham ederdi. Buna da kanaatim tamdır. 12 Mart Muhtırası Anayasa'nın uygulanmadığını iddia etmektedir ve parlamentoyu açıkça suçlamaktadır.

Biz strtaejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. Bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı, bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktur.

Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütagallibe yani bezirgânlar, tefeciler. Toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur.

Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken mili bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz

Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğünü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir. Bunu evvela tesbit etmemiz lazım. Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır.

Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkeyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. 50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir.

Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür.

21 yılın hesabını 21 gençten sormak istiyorlar

Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir.

Ben şunu iddia ediyorum ki, hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasa'nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklamızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum.

Türkiye'nin bağımsızlğından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armğan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.


                


Avrupa bizi neden sevmez hocam_?

                 Avrupa bizi neden sevmez hocam?

"istanbul universitesi'nde ogretim uyesi Alman asilli Prof. Naumark ile bir kisim talebesi Bogazicinde geziye cikarlar. Talebelerden biri Prof. Naumark'a su soruyu sorar: Avrupa bizi neden sevmez hocam?

Prof. Naumark su cevabi verir:

- cok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupali Turkleri sevmez ve sevmesi de mumkun degildir. Asirlardir kilisenin Turk ve islam dusmanligi Hiristiyanlar in hucrelerine sinmistir. Sebeplerine gelince:

1. Musluman oldugunuz icin sevmez. Ama faraza laik soyle dursun,Hiristiyan olsaniz da size dusman olarak bakmaya devam eder.

2. Sizler farkinda degilsiniz ama, onlar su gercegin farkindadirlar: Tarihten Turk cikarilirsa tarih kalmaz. Osmanli arsivi tam olarak ortaya cikarsa, bugunku tarihlerin yeniden yazilmasi gerekir.

3. Avrupa'nin pazari idiniz. simdi Avrupa'yi pazar yapmaya basladiniz.

4. En az 400 yil Avrupa'da sirtimizda ve ensemizde at kosturdunuz.

5. Selcuklular Anadolu'yu, Osmanlilar ise orta Avrupa ve Balkanlari Hacli ordusuna mezar ettiler.

6. Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hakimiyet sagladilar. once ahlaki degerlerinizi yipratmaya basladilar. Giyiminizden yasantiniza kadar...Sonra kendi icinizde sizi bolmeye basladilar. A-B-C-D gibi...

7. Selcuklu ve bilhassa Osmanli, islamiyet ugruna her seyini feda etmeseydiler, islamiyet bugun belki sadece Hicaz'da varligini devam ettirirdi. Kaldi ki Vehhabiligi kuranlar da, ingiliz Dominyon Bakanligi'nin adamlaridir. Bati her yerde islamiyet'i, sapik inanclara kanalize etti. Ama Osmanli, Asr-i Saadet'i devam ettirdi.

8. Kilise size kin kusmaktadir. Ve sebepleri yukaridadir.

9. Ben Turkiye'ye geldigimde 2 universiteniz vardi, simdi 119 universite var Osmanli zamaninda ise her yerde bir medrese vardi, tarihinize bakin her medresede bilim egitimi vardi. ilk denizaltini Osmanlinin yaptigini cogunuz bilmiyorsunuzdur belki de ama Avrupa bunu biliyor..

10. Sizler, gercek huviyetinize dondugunuz an Avrupa'nin refahi ve medeniyeti yikilir.Ama sizde bunun olmasi bu sartlarda cok zor.

11. Yine sizler, Avrupa'nin tarihi dusmanisiniz ve daima dusman olarak kalacaksiniz...
March 14

Felsefe Budur...

              
                              AL CAPONE

   

Alphonse Capone (17 Ocak 1899-1947), Brooklyn doğumlu İtalyan asıllı mafya lideri. Amerikan ekonomisinin zor günler yaşadığı 1930'larda güç kazanmaya başlayan Al Capone dönemin yasakları ve bu yasakların doğurduğu fırsatları son derece profesyonel yöntemlerle karşılamış, böylece hem maddi hem de politik güçlerini artırmıştır.

Büyük Buhran yıllarında neredeyse hükümet kadar söz sahibi olan ünlü gangster Al Capone suç işlemeye çocukken başladığını şu sözlerle açıklamıştır;

Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.

Al Capone' un işlediği en kanlı olay rakibi Bugs Moran çetesinden 7 kişiyi polis kiyafeti giymis adamlarına öldürttüğü katliamdır.Amerika'da cok meshur olmustur. 14 Şubat'a denk gelmesi enteresan bir tesadüftür.

Amerikalı gangster Al Capone, 17 Mayıs 1929'da ruhsatsız silah taşımaktan bir yıl hapis cezası yedi. İşlediği diğer suçlardan dolayı bir türlü ele geçmeyen

Al Capone, vergi kaçakçılığından 22 Ekim 1931 tarihinde 11 yıl hapis cezası aldı.Vergi kaçakçılığından yakalanarak ünlü Alkadraz hapishanesine atılan Capone orada hastalanmış ve çıktıktan kısa bir süre sonra ölmüştür...

      

January 16

ÖLüm Hoş GeLdi Sefa GeLdi

        

            



“Saatin çağrısından kaçamayız. Bunu, bize Vietnam yiğitçe öğretisiyle, kesin zaferin elde edilmesi için verilen mücadelenin ve ölümün her günkü trajik öğretisiyle göstermektedir...
        Eğer yeryüzünde kan borçlarıyla ve müthiş trajedileriyle, her günkü yiğitlikleriyle, emperyalizme indirdiği bitmek tükenmek bilmez darbeleriyle, dünya halklarının artan nefretlerinin saldırısı karşısında emperyalizmin güçlerini paramparça etmek için bu darbelerin şiddetiyle iki, üç daha fazla Vietnam gün ışığına çıksaydı, gelecek bize nasıl da aydınlık ve yakın görünecekti!
        ... Yer kürenin küçük bir noktasında, çağrıda bulunduğumuz görevi yerine getiren ve verebileceğimiz az şeyi, hayatımızı, fedakarlığımızı kavganın emrine sunan bize, kanımızın suladığı ve artık bizim olan bir dünyada bu günlerden birinde son nefesimizi vermek düşerse, o zaman, eylemlerimizin etki alanını iyi ölçüp biçtiğimiz ve kendimizi büyük proleter ordunun elemanı olmaktan daha fazla birşey saymadığımız, ama Küba Devrimi’nden ve onun büyük kumandanının dünyanın bu bölümüne karşı gösterdiği tutumdan çıkan büyük dersten gurur duyduğumuz bilinmelidir. ‘İnsanlığın kaderi tehlikedeyse, bir insanın ya da bir halkın maruz kaldığı tehlikeler ya da fedakarlıklar ne ifade eder ki.’
        Eylemlerimizin her biri emperyalizme karşı bir savaş çağrısı ve insan soyunun en büyük düşmanı Kuzey Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı halklara yapılan bir yoklama çağrısıdır.
        Ölüm, nereden ve nasıl gelirse gelsin, silahlarımız elden ele geçecekse, savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve başkaları savaş ve zafer naralarıyla ve de makineli tüfek sesleriyle cenazelerimize ağıt yakacaksa, hoş geldi, safa geldi.”  

                                                                                                                                                                Ernesto Che Guevara

January 15

Manifesto.....

 

                                                        




MANİFESTO...


1-TÜRKSOLU, Türk halkının sorunlarının ancak sol bir düşünce ve eylem ile çözülebileceği anlayışından yola çıkar. Türkiye topraklarında Türk halkının solla buluştuğu anlayışı TÜRKSOLU kavramı olarak ifade eder.

2-TÜRKSOLU, kendini Kuvayı Milliye geleneğinin takipçisi olarak görür. Atatürk’ün Anadolu’da Bağımsızlık Savaşı’nı başlatması ve Cumhuriyet’in kuruluşu ile devam eden devrimci geleneğin mirasçısıdır. Bu devrimci gelenek, özellikle Atatürk’ün şahsında sembolleşmiştir. Atatürk, 1919’da başlayan Türk Devrimi’nin önderidir. TÜRKSOLU, Atatürk’ün başlattığı devrimci mücadeleyle oluşan ve onun ölümünden sonra da devam eden Türkiye devrimci düşüncesinin adıdır. Kuvayı Milliye, Türkiye’nin bağımsızlık savaşının örgütüdür ancak rolü ve anlamı bununla sınırlı değildir. Kuvayı Milliye, emperyalizmin sömürgeleştirmek istediği bir ülkenin emperyalizme direniş ve ondan bağımsız bir düzen kurma arayışının adıdır.

3-TÜRKSOLU, Kuvayı Miliye ile başlayan emperyalizmle savaş, emperyalizmden kopuş ve emperyalizmden bağımsız bir düzen kurma davasını devam ettirir. TÜRKSOLU, çağımızda temel meselenin emperyalizmden kurtulmak olduğunu savunur. Bu nedenle antiemperyalizm TÜRKSOLU’nun en başta gelen niteliğidir. Ancak TÜRKSOLU’nun antiemperyalizmi, sadece kurtuluş savaşı vermekle sınırlı değildir. Esas olan, emperyalizmi yenmek değil, emperyalizmi yendikten sonra bağımsız bir ülke inşa etmektir. Bu nedenle Türkiye’de Kuvayı Milliye ile başlayan antiemperyalist yolun Atatürk’ün ölümünden sonra terkedilmesine karşı çıkar. Atatürk’ün tam bağımsızlık kavramı TÜRKSOLU’nun antiemperyalist bakış açısını en iyi yansıtan kavramdır. Ekonomik, siyasi, kültürel tüm alanlarda emperyalizmden kopmak ve aynı zamanda kendi değerlerini yaratmak, bugün de antiemperyalist mücadelemizin esasıdır. TÜRKSOLU, günümüzde emperyalizmin niteliğinin değiştiğini savunan düşüncelere karşı çıkar. Çağımız hâlâ emperyalizmin tüm dünyayı sömürgeleştirmeye çalıştığı ve bu uğurda tüm dünyada sömürgeci savaşlara giriştiği çağdır. Dolayısıyla emperyalizme karşı verilecek mücadele de, emperyalist savaşlara ve müdahalelere karşı savaştır. Emperyalizmle barış olamaz emperyalizmle ancak savaş olabilir. Bu devrimcilerin iradi tercihi değil tarihi bir zorunluluktur. Emperyalizm demek sömürgeleştirmek için savaş demektir. Antiemperyalizm ise doğal olarak sömürgeleştirmeye karşı savaş olmak zorundadır. Hegemonyasını silahla kuran emperyalizm ancak silahla yıkılabilir. Türk Kurtuluş Savaşı bunun en güzel örneğidir.

4- Antiemperyalizm sadece emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı vermek olarak da sınırlandırılamaz. Dünyada emperyalizm ve ezilen uluslar bir arada yaşayamazlar. Birinden biri fazladır. Emperyalizm ezilen ulusları yoketmeye çalışmaktadır. Buna karşı koymanın yolu öncelikle bağımsızlık savaşı vermektir ancak bu yeterli değildir. Emperyalizme karşı savaş, onu yıkmaya, yoketmeye, yeryüzünden silmeye yönelmek zorundadır. TÜRKSOLU, emperyalizme karşı tüm dünyada verilen şanlı kurtuluş savaşlarını sahiplenir. Ancak, ezilen uluslar için mücadelenin bağımsızlıktan sonra bitirilmesi ve emperyalizmin varolduğu bir dünyada bağımsız bir ülke olarak kalmakla sınırlandırılmasını eleştirir. Tüm ezilen uluslar, bağımsızlığa kadar kendi yurtlarında verdikleri savaşı, bağımsızlıktan sonra emperyalist metropole taşımalı ve emperyalizmi kendi evinde yok etmelidir. Emperyalizm yok edilmedikçe tam bağımsızlık mücadelesi bitmemiş demektir.

5- Emperyalizme karşı mücadele tarihi, bu mücadelenin kesin başarısının ülke içinde kurulmaya çalışılan düzenle doğrudan bağlantısını ortaya koymuştur. Emperyalizme karşı verilen mücadele, ülke içinde antikapitalist bir düzen kurmaya yönelmedikçe yenilgi kaçınılmazdır. Dolayısıyla tutarlı antiemperyalizm ancak kapitalizm karşıtlığı ve alternatif sosyalist bir düzenle mümkündür. Ezilen uluslar, emperyalizme karşı verdikleri savaşlardan sonra halkçı ve eşitlikçi düzenler kurmaya yöneldiler. Türk Devrimi’nin halkçılık, devletçilik nitelikleri bu tür bir düzen kurma çabasının en önemli göstergesidir. Hemen hemen tüm uluslar kendilerine özgü sosyalist bir toplum inşa etmeye giriştiler. Ancak tüm bu mücadeleler, emperyalizmin karşı saldırısı ve antiemperyalist mücadelelerin tutarlı anti kapitalist olmamaları yüzünden yarıda kaldı. Kapitalist mülkiyet ve meta ilişkilerini yok etmeyen ülkelerin ulusları bir süre sonra mülkiyet-meta virüsünün ülkeyi sarması ile emperyalizme taviz vermeye, işbirliği yapmaya mecbur bırakıldılar. Buradan ders çıkaran TÜRKSOLU, kapitalist Batı uygarlığının temeli olan tüm mülkiyet-meta ilişkilerine tümüyle son vermeyi vazgeçilemez bir görev olarak belirler. Antiemperyalist mücadelemiz ancak bu şekilde gerçekten halkçı bir düzen kurulması ile sonuçlanabilir.

6- TÜRKSOLU’nun antiemperyalizmi Batı uygarlığının sadece ekonomik yönüne yönelik bir karşı çıkış değildir. Batı, kapitalizm ve emperyalizmle birlikte vardır. Onun tüm değerleri ister istemez kapitalizmin ve emperyalizmin halk düşmanı karakteri ile belirlenmiştir. Bu nedenle TÜRKSOLU, Batı medeniyetine tümüyle karşı çıkar. Batı uygarlığı emperyalizmin uygarlığıdır ve emperyalizmle birlikte yeryüzünden silinmelidir. TÜRKSOLU’nun Batı karşıtlığı bir öze dönme çabasıdır. Yeryüzündeki tüm ezilen uluslar, kendi tarihleri, kendi dilleri, kendi dinleri ve kendi renkleri ile vardır. TÜRKSOLU, emperyalizmin tüm bu ezilen uluslara örnek model olarak koyduğu Batı standartlarına tümden karşı çıkar. Ezilen ulusların Batı medeniyetinden öğrenecekleri, faydalanacakları bir şey yoktur. Ancak öze dönme çabası, ırkçı ve dinci bir ‘eski güzel günlere’ dönme hayali değildir. TÜRKSOLU, özellikle ezilen dünyada ırkçılığın ve dinciliğin ulusu bölücü ve emperyalizmi güçlendirici rolünü görür ve laikliği vazgeçilemez bir değer olarak savunur. Her ulus, kendi tarihinden ve kültüründen çağdaş bir uygarlık çıkarma potansiyeline sahiptir. Bugün Batı medeniyetinin tahakkümü altında bu potansiyel yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle öze dönüş, Batı medeniyetine karşı ezilen ulusların kendi çağdaş değerlerini yaratma mücadelesidir.

7- TÜRKSOLU, Batı uygarlığına karşı mücadele ederken milliyetçilik bayrağını yükseltir. Ezen ulusların emekçileri ile ezilen ulusları birleştiren enternasyonalist bir bağ yoktur. Bu tür istekler ancak bir hayal olabilir. TÜRKSOLU ise emperyalist bölünmenin yarattığı gerçek dünyada politika yürütür. Ezilen ulusları topyekün sömüren kapitalist ülkelerin, ezilen uluslara enternasyonalist olma çağrısı sadece ve sadece sömürgeciliği meşrulaştırır. Ezilen ulusların dostunu düşmanını ayırdetmesine engel olur. Ezilen uluslar, emperyalizme karşı ulus olarak mücadele ederler ve bu mücadelede milliyetçi olmak işin doğası ve doğrusudur. Ezilen ulusların ezen ulusların emekçilerinden bir beklentisi olamaz. Emperyalizmi yok etme görevi ezilen uluslar tarafından yerine getirilecektir. Emperyalist ülkelerin emekçileri, gerçekten enternasyonal bir dayanışma istiyorlarsa, kendi emperyalist ülkelerine karşı doğrudan savaşa girişmelidirler. Emperyalizmin küreselleşme saldırısı koşullarında bu enternasyonalizm çağrısı. ancak böl-yönet politikasının bir uzantısı olabilir. Emperyalizm ulusları ve ulusal sınırları yoketmeye çalışırken yapılması gereken ulusları ve ulusal sınırları savunmaktır. Bugün emperyalistler ezilen uluslara karşı enternasyonal bir haçlı saldırısı düzenlemektedirler. Bu saldırı ezilen uluslar içinde sol kompradorlar yaratarak ilerlemektedir. Sol kompradorların azınlıklar yaratma çabası ile emperyalistlerin ulusları bölme çabası başbaşa yürümekte ve topluca milliyetçiliğe karşı savaş vermektedirler. TÜRKSOLU bu savaşta hem emperyalistlere hem de onların sol kompradorlarına karşı milliyetçi mücadelenin önderliğini yürütür. Ancak bununla yetinmez emperyalizme karşı Üçüncü Dünya’nın devrimci cephesinin kurulması için üzerine düşen tüm görevleri yerine getirmeye çalışır. Bu doğrultuda Avrupa Birliği’ne, Dünya Bankası ve IMF gibi emperyalist mali kuruluşlara, NATO’ya karşı çıkar.

8- TÜRKSOLU, Türkiye’de devrim yapma kararlılığının ideolojisidir. Bu ideolojinin dayanağı ise elbette emekçi sınıflardır. Başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçiler Türkiye’de devrimin temel dinamiğidir. Ancak TÜRKSOLU, Türk Devrimi’nin tarihi gelişiminden dersler çıkartır. Bu doğrultuda Türkiye’de gençliğin devrimci mücadelesine özel bir önem verir. Ancak gençlerin emekçilerden bağımsız bir devrim yapabileceği fikrine karşı çıkar. Aynı şekilde aydınları da Türk devriminde önemli görevleri ve etkisi olan bir kesim olarak hesaba katar. Kuvayı Milliye’nin, halk-ordu-aydın ittifakını, gençliği de katarak geliştirir ve bu ittifakı bölmeye yönelik tüm çabalara şiddetle karşı çıkar. Özellikle de Türkiye’de orduyu düşman olarak gören sözde sol anlayışla mücadele eder. Bu anlamda 1960’ların devrimci ortamını ve birlikteliğini yeniden yaratmak için yola koyulur.

TÜRKSOLU, çıktığı bu yolda, Kuvayı Milliye’yle başlayan geleneği layıkıyla temsil etmek için elinden geleni yapacaktır. Bu yolda önemli zorluklar olduğu ortadadır. Ancak tüm zorlukları halkla birlikte aşma kararlılığı taşımaktadır. Türkiye topraklarının özlediği, Türk insanının beklediği Sol’u yaratma mücadelesinde, tüm halkımızı TÜRKSOLU mücadelesine katılmaya davet ediyoruz.

January 14

Çalışma Var.....

Çalışma Var.....
December 30

Çalışma Var...

Çalışma Var...
December 18

Karışık.....

 


        

Image hosting by Photobucket



...:::Froum sitemizdir Herkezi Bekleriz:::...


http://dinamit.forumup.com



  BUNLARDA DİĞER ÇALIŞMALARIM :)))....

www.blogcu.com/paradisehell

www.blogcu.com/baphomet

 


                                                      

     MiLLeT AşşAdAkİ LoGoYa hEr tIkLaDıNızDa BiR OkUla bİlGiSaYaR GöNdErMiŞ OlUyOrSuNuZ YaRdImLaRInIZı bEkLiYoRuZ.SaBaHa kaDaR TıKLayIn :P


 

   

eğitimedestek





Bu ReSiM 3000 yIlDa bİ GöRüNüOmUş.Ve nAsA Bu dUrUmA TaNrInIn GöZü dİo.BeN dEmEdİm yAnİ NaSaNıN YaLaNcIsIyIm.AmA hArİkA Bi GöRüNtÜ.....




     




    BöYLeLeRiDe WaR....AmA OnLaRıN Bi sUçU YoKKi :P

;

             

   
                                        ;                                           
                                                     ASIL ÖLÜM BU 
   Hani ölümden sonra hayat yok diyenlere ithaf olunur...




Karanlıktaymışlar. İki embriyo, bir ana rahminde...

Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde...

Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece...

Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş. Elleri, ayakları belirginleşmiş.

Gözleri çıktıkça meydana, Ikisi de çevrede olup biteni fark etmiş...

Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu... Sıcak, ıslak, sevgi dolu...

"Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki" demişler, "...bize ne mutlu..."

Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.

Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler. ,

Oları besleyip büyüten kordonu fark edince O kordonla kendilerini var eden Anne'lerine şükretmişler.

Sonra başlamış bir var oluş tartışması: "Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk" diye sormuş ikizler... "Annemiz"
demiş biri, "O bizi var etti, bize can verdi."

"Ne biliyorsun" diye itiraz etmiş öteki, "Sen hiç Anneni görmedin ki...": "Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne
inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir."

Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.

Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.

Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların...

 Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın...

Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek; Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.

 "- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz" diye fısıldamış ikizlerden biri efkarla...

"- Ben gitmek istemiyorum" diye diretmiş öteki; "doyamadım ki daha hayata..."

"- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır.

" Sormuş karamsar olan: "- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?"

Şiirle cevaplamış iyimser olan: "Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok seferinden..."

Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.

Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.

Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.

Ve "ömrümüz bitti" diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.

Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,

Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.


                                                         
                                    TANRIM Bİ DİNLE....

Avrupa ve Amerika'da 2-9 yaş çocuklara Tanrı'ya ilişkin düşüncelerini sormuşlar. Dinsel eğitimin bir parçası olarak çocuklara Tanrı'ya bir mektup yazın ve duygularınızı isteklerinizi anlatın demişler.. Ve işte cevaplar:

1. Sevgili Tanrı, şu andaki eksiklerimi yazıyorum: Yeni bir bisiklet, bir kimya seti, köpek, film makinesi, beyzbol eldiveni. Hepsini gönderemezsen birazı da olur. Seni seven Eric -5 yaşında- Not: Noel Baba'nın olmadığını biliyorum.

2. Canım canım Tanrı, Astronotları öyle yukari firlatip firfir döndürmelerinden ödüm kopuyor. N'olur onların bizim evin çatısına düşmelerine izin verme. Dostun Norman -4.5 yaşında-

3. Sevgili Tanrım, insanlarin ölmelerine izin verip yenilerini yapmak yerine neden elindekileri tutmuyorsun? Jane -6 yaşında-

4. Sevgili Tanrı, Lütfen bana bir midilli gönder. Senden şimdiye kadar hiçbir şey istemedim. Bunu da herhalde unutmazsın. Bruce -4 yaşında-

5. Sevgili Tanrı, Babam çok aksi. Onu bu huyundan vazgeçirmeni istiyorum. Ama lütfen canını yakma. Sevgilerle. Martin -5 yaşında-

6. Sevgili Tanrı, Bulutlardan biri yüzünü öyle korkunç yaptı ki ödüm koptu. Nolur söyle ona bir daha öyle yapmasın. Ellen -3 yaşynda-

7. Sevgili Tanrı, Sahiden var mısın? Bazıları buna inanmıyor: Eğer varsan gecikmeden bir şeyler yapmanda fayda var. Harriet Ann -6 yaşında-

8. Sevgili Tanrı, Eğer hiç kimse bilmeyecekse iyi olmanın ne yararı var? Mark -8 yaşında-

9. Tanrı'cım, Üst kattakiler durmadan bağıra çağıra kavga ediyorlar. Bence yalnızca çok iyi arkadaşların evlenmesine izin vermelisin. Nan -5 yaşında-

10. Sevgili Tanrım, Ne diye bu kadar çok insan yarattın. Başka bir dünya daha yapıp fazlalıkları oraya koyamaz mısın? J.B. -7 yaşında-

11. Tanrım, Insanlara ruhları her zaman doğru mu dağıtıyorsun? Yanlış yapabilirsin. Audrey -8 yaşında-

12. Sevgili Tanrı, Sen tuhaf ne yaparsan yap herkes hayran oluyor; ama ben ufacık bir şaka bile yapsam yiyorum fırçayı. Jodie -6.5 yaşında-

13. Sevgili Tanrı, Bizi hiç merak etme çünkü bizimkiler çok dindar. Teddy -9 yaşında-

14. Sevgili Tanrı, Bende senin dışında bütün liderlerin resmi var. Norman -6 yaşında-

15. Tanrım, Şişman olunca kimse senin arkadaşın olmak istemiyor. Billy Jean -9 yaşında-

16. Sevgili Tanrım, Oğlanlar kızlardan daha mi üstün? Biliyorum sen de onlardansın ama gene de dürüst olmaya çalış. Sylvia -5 yaşında-

17. Sevgili Tanrı, Kitabını okudum ve beğendim. Bütün o fikirler nereden geldi aklına? John -8 yaşında-

18. Sevgili Tanrı, Zürafaların görünümünü isteyerek mi böyle yaptın, yoksa yanlışlıkla mı oldu? Norman -4 yaşında-

19. Tanrım, İncil'de neden hiç karının adi geçmiyor? Yoksa İncil'i yazarken daha evlenmemiş miydiniz? Larry -6 yaşında-

20. Sevgili Tanrım, Tamam incil'de öbür yanağını çevir dedin biliyorum; ama kardeşim gözüme vurunca ne yapacağım? Sevgiler, Teresa -5 yaşında-

21. Sevgili Tanrı, Tanrı oldugunu nasıl bilebildin? Charlene -3 yaşında-

22. Sevgili Tanrı, Senin yaşına geldiğimde tıpkı senin gibi olmak istiyorum. Tamam mı? Tommy -4 yaşında-

23. Sevgili Tanrım, Eger Tanrı ben olsaydım bu kadar iyi olmazdım. Bunu aklından çıkarma. Michelle -6 yaşında- 

  


ORACLE genelmüdürü Larry Ellison' un sasirtici, hatta sok edici konusması...

   Her yil, her üniversite kendi alaninda çok sivrilmis ama mutlaka akademik hayattan gelmesi de gerekmeyen bir önemli ismi mezuniyet konusmasi yapmak,yeni mezunlara çesitli ögütler vermek üzere davet ediyor. Asagida bu yil, ünlü Yale Üniversitesi'nde yapilan mezuniyet töreninde konusmak üzere davet edilen bilgisayar sirketinin kurucusu ve genel müdürü Larry Ellison'un sasirtici, hatta sok edici konusmasi var.

   Yale Üniversitesi mezunlari, daha önce böyle bir giris görmediginiz için özür dilerim ama benim için bir sey yapmanizi istiyorum. Lütfen, etrafiniza iyi bir bakin. Solunuzdaki sinif arkadasiniza bir bakin. Sonra saginizdaki sinif arkadasiniza bir bakin. Ve simdi sunu akliniza koyun: Bundan bes yil sonra, on yil sonra, hatta otuz yil sonra, solunuzdaki kisi hiçbir seyi basaramamis Olacak.Saginizdaki kisi de aslinda hiçbir sey basaramamis olacak. Ve siz, ortadaki? Ne bekliyorsunuz? Siz de basaramayacaksiniz.Basaramayacaksiniz.

   Aslinda bugün söyle bir etrafima baktigimda parlak gelecek için yüzlerce umut isigi göremiyorum.Yüzlerce degisik endüstride liderligi ele alacak kisiler de göremiyorum. Görebildigim tek sey, gelecegi basarisizliktan baska bir sey olmayacak yüzlerce insan.O kadar. Sinirlendiniz. Bu anlasilabilir bir sey. Ben, Lawrence 'Larry' Ellison üniversite terk, kim oluyorum ve bu yetkiyi nerden aliyorum ki,ülkenin en prestijli yüksekögrenim kurumunun bu yilki mezunlarina böyle seyler söyleyebiliyorum? Bu yetkiyi nereden aldigimi söyleyeyim: Çünkü ben, Lawrence 'Larry' Ellison, üniversite terk ve dünyanin en zengin ikinci adamiyim. Siz degilsiniz. Çünkü Bill GATES,o da üniversite terk ve dünyanin-simdilik- en zengin adami. Siz degilsiniz. Çünkü Paul Allen, o da üniversite terk ve dünyanin en zengin üçüncü adami. Siz degilsiniz.

   Baska örnekler de var. Mesela Michael DELL, o listede 9 numara ve yukari dogru hizla tirmaniyor, o da üniversite terk.Ve siz o listede hâlâ yoksunuz. Himmm... Simdi çok kizdiniz. Bu da anlasilabilir. O halde biraz da egolarinizi oksamama izin verin.Pek çogunuz burada dört ya da bes yil egitim gördünüz.Önünüzdeki yillar için epey iyi bir egitim aldiniz, bilmeniz gereken pek çok seyi ögrendiniz.Iyi çalisma aliskanliklari edindiniz.Burada size o önünüzdeki yillar boyunca yardimci olacak bir sürü insan tanidiniz, onlarla baglanti kurdunuz.Ve hayat boyunca yaninizdan ayrilmayacak bir kelimeyle güçlü bir iliskiniz oldu burada: Terapi. Bunlarin hepsi güzel seyler.Ama gerçekte, o kurdugunuz arkadaslik baglantilarina fena halde ihtiyaciniz olacak. O çalisma aliskanligina ve 'terapiye de ihtiyaç duyacaksiniz hayat boyu. Ihtiyaciniz olacak, çünkü üniversiteyi terk etmediniz. Dolayisiyla asla dünyanin en zengin insanlari arasina katilamayacaksiniz. Elbette, belki de listeye 10 ya da 11. siradan, Microsoft yöneticisi Steve Ballmer gibi, girebilirsiniz. Ama herhalde onun kimin için çalistigini söylememe gerek yok, degil mi? Sadece kayda geçsin diye söylüyorum, o da zaten master sinifindan terk. Biraz geç kalmis anlayacaginiz.

   Son olarak, herhalde bazilariniz ya da umarim bu konusmadan sonra çogunuz kendi kendinize soruyorsunuz: 'Yapabilecegim bir sey var mi?Bir umudum var mi?' Maalesef hayir. Çok geç kaldiniz. Içinize çok sey dolduruldu, siz onlara bakip çok sey bildiginizi saniyorsunuz.Artik 19 yasinda degilsiniz. Eveeet, simdi gerçekten çok kizdiniz. Bu anlasilabilir bir sey. Belki de su an, size bir umut isigi vermenin, bir çikis yolu göstermenin tam zamanidir.Hayir , 2000 mezunlari size degil. Siz kaybettiniz. Sizi, yilda 200 bin dolarlik komik maas çeklerinizle bas basa Birakiyorum.Üstelik o maas çekinin üstünde sizden birkaç yil önce okulu terk etmis birinin imzasi olacagini söyleyerek. Ögütlerim size degil daha alt sinifta okuyanlara.Size söylüyorum: Hemen ayrilin. Daha güçlü söyleyemem: Ayrilin. Hemen toplayin esyalarinizi ve fikirlerinizi ve bir daha geri dönmeyin.Terk edin. Her seye yeniden baslayin. Size söyleyebilecegim tek sey, o basinizdaki kepler ve kiyafetin sizi aynen su güvenlik görevlilerinin beni kürsüden asagi çektigi gibi asagi çektigi... kürsüden indirilir...

                      myspacemyspace

öLdÜkTeN SoNrAkİ iLk sÖzLeR

bir melek gördüm sanki...

avukatım gelinceye kadar konu$mama hakkım var mı? 

burasi nasil isiniyor?

neyse günahı öderiz abi...

çok sicak lan bi klima falan yok mu burda

abi iki dakka birine bakip gelcem a$$agidan..kimligimi birakimm abi.. boynuzunu mizragini yiyim.. he de guzel abim benim. kirmizilarda pek yaki$mi$..
"oha"

-sonunda !!! bunun için mi bu kadar kastım bea!!! 

burda baqlanti varmi...?

- ıngaaa!... ha...iktir yine mi? acimadi ki ?

-aha murat! naber kanka, abi seni gordugum iyi oldu, icimde kalmisti dunyada, kizmadin di mi o gun seni ittirdim diye denize, ne biliim olm yuzme bilmedigini..

...burda internet cafe varmıdır acaba hmmmm.
bakarmısınız bayım şşt boynuzlu arkadaş satanistmisin nesin gözünü seviim bana bi internet cafe gösterirmisin? 

-mahmut abi... nassı? oldu mu??? patladı mı bomba?

kadın: "nası görünüyorum kim bilir, beni beğenecekler mi acaba ?"

meraba..eeee..siz de mi yeni öldunuz acaba?bize ne olcak simdi? 

sıkıysa sen geç lan mına kodumun zebanisi (sirat koprusu)

ajda: merhaba ben ajda pekkan, ay cok heyecanliyim, paradise'a mi gonderilecegim simdi!?
tanri: bu da kim?

- $$ kirmizi donlu arkada$im bakar misin bir saniye..

kazaa burdan 3 mbit vurduruyormu$ dogru mu? hayir altyapiyi kuralim $imdiden, gelecek arkada$lara rahatlik saglariz..
- turksun dimi, $u taraftan..

eee ne zaman doğuyoruz tekrardan? bitti mi şimdi? bu muymuş hepsi?
eee yanık kremi alabilirmiyim ?

-geç bakiim köprüden
-sen benim kim olduğumu biliyo musun?

-ee huriler, şaraplar nerde? biz onun için geldiydik...

ohh beaaaa dünya warmış ... 

-bismillahirrahmanirrahim, ne gerek kalmadi mi? .. muhammeden abduhu ve resuluhu diodum tamda yani .. simdiq gecerli mi bu gelmeden once baslamistim ? hi deil mi .. hmm peqi ..

-abi buralardan arsa kapatsak nasıl olur, ha abi?? bak ileride degerlenir falan,dusunmek lazım bugunden.. -siiieeee...

allah kurtarsın, sen neden yanıyorsun?

- internete girmem lazim. maillerime bakicam.
- bak su kirmizili amcayi izle o sana yolu gosterecek.
- pekiy...

- sevap logserveri goctu butun sevaplariniz silinmis.

- cehennem ne taraftaydi?hmm suradan bi sicaklik gelio tamam goc ben yolu bulurum.

(olunce tanriyla karsilasan ateist)
- ulan! hani yoktu? ya da
- ulan! hani vardı?! öldüm mü? cennettemiyim?

-mına koyim recayi,hani indirmiştin sigortaları siz de kimsiniz??..sorguç gibi dikilmişsiniz başımda..

-demistim silahla oyun olmaz diye.

December 15

BiLgİsAyArDaN AnLaMaYaN bİlGiSaYaRcI SöZlErİ

-megabytei bozulmuS yada
-megabytei bitmiS

-80 gb hdd aldim sizden gormuyo bozuk mu sattiniz bana yoksa .
-yok abicim ne demek baeyosu * updeyt ettin mi ?
-ettim o kadar mal degilim herSeyi denedim f disk yaptim* yuzdeli boldum olmuyo en fazla 32 gb goruyo .
-yok abicim hatan vardir saglan o pentiyum 4 bilgisayarin var o gormuyecekte ben mi gorcem 80 gb yi .simdi dusunemiyorum dun gece bi sise sarap ictim anlayamadim seni .

- senin bilgisayara bir chip, bir de egsoz girdik mi tam randiman almaya baslarsin.

bi : kesin virüs kesin
eh : iyide ne virüsü bu
bi : kernel virüsü
eh : ya ram uçmus iste garantisi var degistirin
bi : ramden olsa anlardim
eh : iste ramdan anla
bi : kernel virüsü benim bi arkadas yazmisti
eh : beni o arkadasinla tanistirirsin rami degistirdikten sonra
bi : dur bi wini yeniden kuralim öle bakalim hemen degismek olmaz
eh : kaçis yok
bi : bad sectorde olabilir birde tarama yapacaz 80gb de 2 gün sürer
eh : 2 gün vaktim ve bad sectorum yok wini yeni kurdum kivirma
bi : bak ben bu isi yillardir yapiyorum ve kümülatif konusuyorum, sen iki bilgisayar görmüssün konusuyorsun bana yüzlerce bilgisayar geliyor senin bilgilerin az
eh : ya off naparsan yap yarin geliyorum tüm bilgiler önemli sakin kaybetme
bi : tamam merak etme ben programciyim clipper bilirim
eh : iyi sakin benim bilgisayarda deneme
sonuç tahmin edildigi gibi standart ram bozuklugunda 98in çökmesi. fakat bu isin g noktasi ise hiçbir bilgisayarcinin birsey bilmesi .

-amca bizde bi tv karti var evirmedya biz bunu taktik calistiramadik . bi cakisma falan var galiba.?
-diger komponentleri söyle!
-apache modem, voodoo 3000.
-oo onlar tehlikeli üçlü. beraber çalismaaz. anakart neydi?
-abit be6.
-oo sictiniz. cok alakasiz. cik cik cik. nerden aldiniz bunu nasi yapilir böyle bi hata cik cik..
-sizden aldik abi.
-hi tamam getir o zaman

.... bilgisayar gitmistir, geldiginde sanki slotlararasi irkcilik ayrimi varmis ve voodoonun yanina takilirsa calisir gibi bir olay var gibi voodoonun fani sökülmüstür. sistem 1 gün calismis ertesi gün tekrar iflas etmistir.

- biri senin bilgisayari hack etmi$, senin ana karti yakmi$...

-hamdullah bey benim ekran sabahtan beri sürekli titriyor.
-çikar çikletini bakiym.
-aaa, oldu hamdullah bey çok sagolun.
-bunun mina koyulmus...
-hm..

- sen simdi çete mi girmek istiyon bunla , internete mi?"

-abi bu parca makinamla uyumlu mu?
-uymazsa da uydururuz sen merak etme...*

--register i yanmis bunun!

- abi modem var degil mi bu makinada?
- tabi tabi lan var.

-usta bu floppy bozuk,hicbir seyi okumuyor.
-kendi kendine bozulmaz ki o,siz birsey sokmaya calismissinizdir icine,sis falan.
-oha.

--ekran kartina 500 dolar yazmissiniz,biraz fazla degil mi?
-nasil fazla burda dual ram'den bahsediyoruz!
-öyle mi?peki dual ram ne? -........
-abi cok iyi ctt bilirim
-o c++ odun
-ya neyse iste

-bunun seysi yanmis .bayaa pahali olur .50-60 dolar vermen lazim.
-neyi yanmis ?
-windowsu

-nolmus abi neyi varmis bilgisayarin?
-platin meme yapmis*

+efendim ben internete giremiyorum, internete baglandiktan 3 saniye sonra baglantim kopuyor. nasil düzeltebilirim?
-ilk basta scandisk yapin daha sonra defrag yapin sorununuz hallolacaktir.

-anakart yanmis -niye ki?
-yakmisin kardesim iste bana sormuyon ki yakarken
-iyide güzel güzel oyun oynarken?
-olur öyle. oda sobali mi? - sorun nedir?

- abi modemi tanitamiyorum bilgisayara.
- fareyle çakisiyodur.
- yok abi baktim çakisma yok.
- çakisiyodur, çakisir o fare herkesle...
o ne çilgin o ne yirtik bilmezsin sen... -
abi ne diyosun ya?
- fareyi çikar öyle kur.
- e sonra?
- sadece klavye kullan sen de fareyle mi dogdun davar?
- ama abi?
- yürrü be! röööh! tükettiniz lan beni!

- sen simdi bu rame ne kadar istiyosun?
- 35 $ eder o ram,malum 2. eli olmaz ramin.
- hadi canim nasil olmaz?
- ram yani,bozulmamasiyla ünlüdür bilirsin.
- kaç yil garantisi var onun?
- e ömür boyu,ne kadar olucak ki?
- yok yok bak kingston allahin nepal'ine bile ömür boyu garanti veriyo ama türkiye'de elektrik hatlari çok dalgali ondan ramler yaniyo,türkiye'de 2 yil garantisi var yani onun.25 $ anca eder.
- e yuh yani,bisey demiyorum.

İşKeNcE

Osmanlı İşkenceleri:

1- osmanlı döneminde idam edilecek adamın yanı başında bir sac hazırlanırmış ve bu sac allttan verilen ateşle iyice kızdırılırmış...kafası kesilen adamın kafasını kestikten hemen sonra bu saca bastırırlarmış...sıcaktan dolayı kan beyinde

2 saniye kadar dolaşacağı için adama yerde duran cansız bedeni son defa gösterilirmiş... 2- suçlunun derisini yüzüp denize atarlarmış...(acıyı tahmin edin artık)

3- suçlu ortası delik bir sandalyeye cıplak bir şekilde oturtulurmuş...bu delik yere içinde fare olan bir kase yerleştirilirmiş...ve kaseyi alttan yavaş yavaş ısıtırlarmış...tabiki sıcağa dayanamayan fare çıkacak biyer bulamayınca suçlunun makattan kemirmeye başlayıp en son ağzından çıkarmış...

4- suçlu güneşin altına ellerinden bağlı biş şekilde yatırılırmış...suçlunun saçları kazınıp kafasına deve derisi geçirilirmiş...deve derisi güneşte eriyip suçlunun kafasına yapışırmış...saçlar deve derisi yüzünden dışarı doğru çıkamayıp içeri doğru çıkmaya başlarmış...bir süre sonra saçların kafatasını delmesiyle beyne ulaştığı anda adam ölürmüş...

5- suçlunun sığabileceği bir çukur kazılır ve suçluya tıkabasa yemek yedirilirmiş...dışkısını da o çukura yapmak zaorunda kaln adam bir süre sonra dışkılarının bedenini çürütmesiyle ölürmüş...

Çin işkenceleri:

1- suçlunun kafası kazınırmış ve suçlu bir direğe hiç hareket edemiyeceği şekilde bağlanırmış...ve üstten damlalar halinde soğuk su damlatılırmış...damlalar bir süre sonra balyoz etkisi yaptığından adamın delirmesi sağlanırmış...

2- suçlunun göz kapaklarına iğne batırılırmış...ve adam bir süre sonra daynamayıp gözlerinin kapatır ve kör olumuş...(adamın biri 2 günün dayanmış en sonunda gözlerinden kan gelmiş ve kapatmak zorunda kalmış)

3- suçlu 10 metre karelik bir odaya kapatılırmış...ve burdan hiç çıkartılmazmış...yemeği düzenli olarak verilen adam tuvalet olmaması nedeniyle tuvaletini odanın bir kenarına yapmak zorunda kalırmış...bir süre sonra yaptığı dışkı ve idrarların zehir salgılamalarından dolayı adam zehirlenerek ölürmüş...

4- suçlunun göz kapakları açık kalacak şekilde tutuluruş...ve belli bir mesafeden ellerinin adamın gözüne doğru ileri geri sallarlarmış...saatlerce süren bu olayın sonunda adam kafayı yermiş...
December 14

EvLi ÇiFtLeRe

Yeni evlenen mutlu çift odalarına çekilirler.
Damat Bey yeni karısına : " Senden bana söz  vermeni istiyorum. Başucumda duran bu komidinin ilk çekmecesini hiç  açmayacaksın ve bana da hiç bir zaman bunu sormayacaksın.
"Karısı söz  vermiş ve aradan 10 yıl geçmiş. Kadın merakdan çıldırıyormuş. Artık dayanamamış ve sözünü unutup çekmeceyi açmış. 
Çekmecede 3 yumurta ve 750 $ görmüş. Kocasına merakını yenemediğini anlatmış ve ne  olduğunu sormuş. 
Adam " Madem gördün bende sana anlatayım o zaman".
Evlendiğimiz gün kendi kendime karar verdim.Seni her aldattığımda çekmeceye bir yumurta koydum.
Kadın kocasının 3 kaçamağını affetmiş.
Ve tekrar sormuş " Peki o 750 $ ne için ?"
Adam : " Yumurtalar çekmeceye sığmayınca onları satıp dolar aldım. "

KBR

 TÜRKİYE'NİN BİRTANESİ GÖZBEBEĞİ CANIM ARKADAŞIM KÜBRAYA ÇOK TEŞEKKÜRLER :p


                                       
                                              

                                         
                                            
                                                                    
                                                  


                                 
                                                       
                                


                                                 

GaRiP AmA GeRçEk

Nazi Partisi amblemi yani "gamalı haç" aslında 4 tane "L" harfinden oluşur ve light-life-love-luck yani ışık-hayat-sevgi ve şansı simgeler.

Dünya üzerinde insanların alışkanlıklarını etkileyen yaklaşık 500 bin batıl inanç vardır.

Bir insanın yaşamı boyunca salgıladığı tükrük, iki yüzme havuzunu doldurabilir.

Bir Nihilist hiçbir şeye inanmaz.

Karate kelimesinin anlamı boş eldir.

Tasmanya ve Avustralya'nın Gipssland bölgesinde gelin ve damat, gerdeğe ilk olarak, evlilik töreninin ortasında yere serdikleri bir hasır üzerinde ve bütün konukların gözleri önünde girerler.

1949 yılında dünyadaki tüm insanların %75'i en az bir kez, bir sinek tarafından ısırılmıştır.

Japon kültüründe 9 ve 4 sayıları uğurlu kabul edilir.

Pek çok ülkede ise uğursuzluğu ile tanınan 13 sayısı, İtalya'da uğurlu bir sayıdır.

Bir meşe ağacı ancak 50 yaşına geldiğinde meşe palamudu üretmeye başlar.

Pazar gününden başlayan aylarda ayın 13ü daima Cumaya gelecektir.

Çekoslavakya'daki bir kasabadaki kilisenin avizesi tamamen insan kemiğinden yapılmıştır.

Sağ elini kullanan insanlar, solaklara göre ortalama dokuz yıl daha fazla yaşarlar.

Monaco'nun ulusal orkestrası, ordusundan daha kalabalık bir kadroya sahiptir.

Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir.

Eğer sabah saat 7:00�de Tokyodan uçağa binerseniz, Honoluluya "bir önceki gün" saat 16:30'da varırsınız...

Bir gram pamuk, 23 gram su tutar.

Yazı-tura atmak eskiden o kadar ciddi bir işti ki; bir mahkumun idam edilmesinden, evliliğe kadar bir çok alanda bu yönteme başvuruluyor, anayasa bu şekilde uygulanıyordu.

Dünya çapında en şanslı kabul edilen sayı dokuzdur.

Binlerce yıl önce, cenaze törenine katılanlar, gömülecek ölünün hayaletinin orada bulunanlardan birinin bedenine girmek isteyeceğine inanıyorlardı ve hayaletten saklanmak için vücutlarını siyaha boyuyorlardı.

Zamanla bu adet değişti ve cenazelerde siyah giyinme alışkanlığı olarak günümüze kadar geldi.

Ambonya adasında o mevsim ürünlerin çok olmasını sağlamak amacıyla ilginç bir gelenek halen yaşatılmaktadır.
Bereket için adanın erkekleri güneş batımında çıplak olarak tarlalara giderek, ekinler arasında mastürbasyon yaparlar.

Günümüzde dünya üzerindeki bilgilerin yaklaşık olarak sadece %5-%10'luk bölümü dijital ortama aktarılabilmiştir.

Bir hristiyanlık deyimi olan "God bless you" (Tanrı seni takdis etsin)cümlesinin kökeni; 6. yüzyılda İtalya'da bulaşıcı ve öldürücü veba hastalığının tüm şiddeti ile başlamasına dayanır.

Bu hastalığın belirtisinin kronik hapşırma olması nedeniyle, hapşıranlara "god bless you!" denilmesi Papa tarafından yasa olarak yayınlanmış ve yasalaştırılmıştır.

Norveç'te plaj görevlileri, çıplak güneşlenen kadınları siyah plastik torbalarla poşetleyerek plajdan çıkartırlar.

December 13

D@BbE AnD SaW 2

  
           
                   

   SAW 1 VE 2 Yİ İZLEMEYEN VARSA HEMEN İZLESİN HARİKA Bİ FİLM
                VE HALEN BİTMEDİ 3 DE GELİR BU GİDİŞLE

           
December 11

Türkçe İşte Nereye Çekersen Çek

TÜRKÇE İŞTE
Adam gazeteciye gidiyor. "Usta bir Sabah ver, bir Akşam ver" diyor. Gazeteci de "sana günde bir Posta yeter" diyor. Bu örneği bildikten sonra ben nasıl gönül rahatlığı ile gazete alabilirim ki?

Sonra minibüs şöförü sesleniyor: "Arkadan vermeyen kaldı mı?" Bende "arkadan uzattım sen önden alamadın mı" diyorum. Böyle bir minibüs şöförü ile kavga etmeden nasıl seyahat edebilirim ki?

Sonra lokantaya gidiyorsun, çorba içmişsin, garson geliyor: "Arkadan ne alırsınız?" diyor, ben de mesela diyorum ki "Sen önce önümdekini kaldır, Sonra döner verirsin. Arkadan kaymak isterim." Bu garson ile kavga etmeden yemeğimi nasıl yiyebilirim ki?

Bir çift otobüse biniyor, tabiki otobüs tıka basa dolu adam arka kapıdan kadın ise on kapıdan otobüse binebiliyor. Neyse bilet verecekler kadın arkadaki kocasına bağırıyor " Kocacığım ben önden senin için de verdim sen arkadan verme.

GÜZEL VE İLGİNÇ BİLGİLER....!!! GERÇEKMİŞ BUNLAR...!!!

1. Suudi Arabistan'da bir kadın kocasına kahve yapmazsa bu boşanma nedenidir.
2. Bir köpekbalığı 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kanı hissedebilir.
3. Bır fare bir deveye oranla daha uzun sure susuzluğa dayanabilir.
4. insan midesi 2 haftada bir iç zarını yenilemek zorundadır aksi halde kendi kendini sindirir.
5. i harfinin üzerindeki noktaya ingilizler "Dedikodu" derler.
6. Bir bardak taze şampanyanın içine bir kuru üzüm atarsanız üzüm asansör gibi bardağın altından üstüne üstünden altına sürekli dolaşır.
7. Eğer ağzımıza attığımız bir şeye tükürüğümüz değmese onun tadını anlayamayız.
8. Erkek Peygamber Devesi dişinin kokusunu 7 mil öteden duyabilir.
9. George Washington evinin bahçesinde marijuana yetiştirirdi.
10. Zürafa kulağını 53 santim uzunluğundaki dili ile temizler.
11. Lübnan'da dişi bır hayvanla cinsel ilişkiye girmek serbesttir ama erkek hayvanla yasaktır.
12. Mc Donalds'ın karının % 40'ı çocuk menüsü satışından gelir.
13. Her insanın dilinin izi de parmak izi gibi farklıdır.
14. Tarihi fılm Ben Hur'da çekim ekibinin farketmediği kırmızı bir otomobil görünür.
15. Einstein 9 yaşına kadar düzgün konuşamamıştır. Ailesı onun özürlü olduğunu düşünmüştür. 16. Hergün doğan çocukların ortalama 12'si yanlış anne babaya verilmektedir.
17. Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır.1950'den önce kenevir, ağaç kabuğu ve marijuana yaprağı kullanılarak yapılırdı.
18. Çikolatanın köpekleri öldürdüğü doğrudur. Onların kalbine ve sinir sistemine zarar verir. Yarım kilo kadar çıkolata küçük bir köpeği öldürebilir.
19. Birçok ruj çeşidi balık pulu içerir.
20. Katil balinalar köpek balıklarının midesine alttan torpil gibi vurarak onları öldürür.
21. Donald Duck çizgi fılmleri Finlandiya'da yasaklanmıştır. Nedeni kahramanların don giymemesidir.
22. Ketçap 1830'lu yıllarda ilaç olarak satılırdı